‘Çocuk Psikolojisi’ kategorisi için Arşiv

SINAV KAYGISI NEDİR NASIL BAŞA ÇIKILIR

Cumartesi, 24 Kasım 2007

 SINAV KAYGISI NEDİR NASIL BAŞA ÇIKILIR       Sınav kaygısı denildiğinde ne anlıyoruz?  Öncelikle, sınav ve kaygının anlamlarına  bakalım.        Sınav;   Öğrencinin belirli bir konuda başarının ölçülmesi amacıyla yapılan değerlendirmedir. Başka bir değişle sınav,öğrencinin ders programında öngörülen konuları öğrenip öğrenmediğini,ya da bunların ne kadarını öğrendiğini anlamak amacıyla yapılan bir işlemdir. Bu amaca göre sınavları üçe ayırmak mümkündür:Yazılı sınav, sözlü sınav, uygulamalı sınav.      KAYGI NEDİR?      Kaygı; çoğu zaman, nedeni belli olmayan korkudur. Olmayan, olduğu varsayılan bir değerin, kişiliğinkaybedilme korkusudur . Kaygı; kaynağı belli olmayan, korkudan daha kısa  ve  şiddetli olan uzun süren bir huzursuzlu halidir.  Korku ile kaygı, genellikle birbirinin yerine kullanılır; ancak ikisi aynı şey değildir. Korku; bir tehdit ânında bedensel tepkilerin yanı sıra hissedilen tepkidir. Tehditle orantılı olarak, azalıp, çoğalır. Kaygı ise; bununla orantılı değildir. Tehditten bağımsız olarak da devam edebilir.Kaygı, insan davranışını yönlendiren motive eden bir  özelliğe sahiptir; Ancak aşırı düzeyde yaşanması bizi engellemektedir.      SINAV KAYGISI NEDİR?      Sınav Kaygısı Bir sınav öncesinde, sırasında ya da sonrasında duyulan endişe, korku ve rahatsızlıktır.  Yine bir başka değişle sınav kaygısı: Öğrencinin potansiyelini tam olarak kullanamamasıdır.      Sınavlar, öğrencilerin okul yaşamlarına yön veren en önemli etkinlikler arasında yer alır. Öğrencilerin okuldaki akademik başarılarının en önemli belirleyicisi, sınavlarda aldıkları notlardır. Okulumuzda derslerde uygulanan sınavlar öğrencilerin o dersten geçer not alıp, almayacağı, bir üst sınıfa gidip, gidemeyeceği, yada okulumuzu bitirip, diploma alıp, almayacağını belirlemek amacıyla uygulanır. Yapılan değerlendirmeler daha önce yönetmelikte saptanmış olan geçer notun altında not alan öğrenciler, başarısız sayılırlar. Bu öğrenciler, söz konusu derslerden geçer not almadıkları sürece hiçbir üst sınıf ve okullara gitme olanağına sahip olamazlar.        Öğrenme: tekrarlayarak veya bir deneyim sonucu insan davranışında ve bilgi düzeyinde meydana gelen, sürekli bir davranış değişikliğidir. Tanıma göre, bir öğrenme durumunun bağlı olduğu üç yön vardır. Bunlardan birincisi bireyin davranışlarında bir değişme meydana getirmesi, 2. davranış değişimi kalıcılığı, 3. bu değişimi bireyin yaşantısının  yada başka bir etkileşimin bir sonucudur. Buna göre etkili öğrenme, süreci bireyde davranış değişmesinin kalıcı olmasını  gerektirir.     Sınav kaygısı; toplumun (öğrenciler, aile çevresi vb.) büyük bir bölümünü ilgilendirmektedir. Her şeyin sınavla ölçülüyor olması, sınav kaygısını yıldan yıla arttırmaktadır.      Her öğrenci, sınav kaygısını zaman zaman hisseder; ancak bazı öğrenciler sınav dönemlerinde yaşadıkları bu duygusal tepkilerin akademik performanslarını, ciddi anlamda, olumsuz yönden etkilendiğinden söz etmektedir. Aslında  sınav kaygısının, öğrenmeyle yada fazla çalışmayla ilgisi yoktur.Fazla ders çalışmanın,bilgi yüklemenin  kaygı ve stres yarattığı düşüncesi, bir hayli yaygındır.      Bu tür kaygılar sonucunda bedenimiz ve  zihnimiz birtakım tepkiler vermektedir.fiziksel ( mide kasılması, bulantı, baş ağrıları, ağız kuruması  vb.) zihinsel (Kesin başaramayacağım! “herkes, benden daha fazla  çalıştı”) duygusal (yoğun endişe, tolerans azalması, korku vb.) tepkiler verilebilir.       Sınav kaygısını azaltmak için; nelere dikkat etmeliyiz?      Sınavdan önce tüm davranışlarınızı, beyniniz yönetir. Beyninize nasıl mesaj gönderirseniz, davranışlarınız, ona göre şekillenir. Çalışmalarınızı bir şekilde sürdürüp, eksiklerinizi kapatmaya çalışırsanız, bu sizi rahatlatacak ve kaygı düzeyinizi azaltacaktır. Dersleri düzenli olarak takip etmek, etkin bir çalışma programı yapmak ve sık sık tekrar yapmak, sınavlarda sizden neler beklendiğini bilmek, ve ona göre hazırlanmak gibi yöntemler size daha fazla yardımcı olabilir.     SINAV SIRASINDAÖncelikle, kimlik bilgilerinizi doğru ve düzgün bir biçimde yazın. Öğretmen soruları dağıtmışsa, soruları dikkatli bir biçimde okuyun. Zamanı iyi ayarlayın. Bir soruyu yapamıyorsanız, o soruyu atlayın ve devam edin. Cevapları okunaklı bir biçimde yazın. Diğerleri, kâğıtlarını geri  veriyorlarsa, panik olmayın.                                                           Unutmayın! İlk bitirene ödül yok.       SINAV SONRASINDA     Sınav nasıl geçerse geçsin, elinizden geleni yaptınız. Her şeye rağmen, sınava girdiniz. Bu yüzden kendinizi hoşlandığınız bir şeyle ödüllendirin. Eksik olduğunuz noktalara bakıp bir sonraki sınava daha iyi hazırlanmanın yolunu bulmaya çalışın. Yazılılardan birinden birinin kötü geçmesi hâlinde kapıldığınız umutsuzluk; unutmayın! Bütün bir derslerinize yansıyacaktır. Sınavları bir kişilik sorunu hâline getirmeyin. Sınavda kişiliğiniz değil, sizin belli yanın

ız ölçülecektir. Sınavlarda düşük not alsanız da siz yine, insan olarak değerlisiniz.       Teknik:    Gevşe ve rahatla.    Rahatlamayı başarırsanız, sınav sırasında kaygınızı kontrol altında tutabilirsiniz. Sınavlardan önce bunu denemelisiniz.     Rahatsız edilmeyeceğiniz bir yeri tercih edin.     Rahat bir şekilde oturun. Görme artığı bulunanlar gözlerini kapatsın. Hiç bir şey düşünmemeye çalışın. Derin bir şekilde burnunuzdan nefes alın, ağzınızdan verin.     Kasları gerin ve gevşetin.    Yüzünüzden başlayın ve ayaklarınıza doğru ilerleyin. Bu şekilde birkaç dakika içinde gevşeyebilirsiniz.    Kaygıyı kontrol et    Kaygıya neden olan olumsuz düşüncelerden ve iç konuşmalardan kurtulmaktır.         Öğrenciler sınavlar hakkında olumsuz konuşurlar ve abartılı konuşmalar yapmaya eğilimlidirler. Olumsuz düşünceler yerine yapıcı düşüncelerin sınav kaygısını azalttığı araştırmacılar tarafından kanıtlanmıştır. Önce farkında olmalısınız sonra onları yapıcı olanlarla değiştirmelisiniz.Örneğin; “Yazılım kötü geçerse ben bittim” yerine “evet bu zor bir sınav ben elimden geleni yapacağım. Düşük bir not alırsam, bir daha  iyi yapmaya çalışacağım”Bu yazılanlar, sizler için yeterli olmazsa, Okul Rehberlik Servisimizde yardım isteyebileceğinizi unutmayın.                                                                                             Rehberlik Servisi KAYNAKÇA: Taşdemir Mehmet,Verimli Ders Çalışma Teknikleri,Seminer Notları KAYNAKLAR:Baltaş Acar,Baltaş Zuhal, Stres ve Başa Çıkma Yolları,Remzi Kitap Evi,İstanbul 1993Uluğ Fevzi, Okulda Başarı,Remzi Kitapevi,İstanbul 1993,Kırşehir,1999         Şahin, N. (1998). Stresle Baş Çıkma,Olumlu Bir Yaklaşım. Türk         Psikologlar Derneği Yayınları, Ankara.            Hayatımı Değiştirmek İstiyorum            Tarakçı  Ahmet

ÇOCUKLUK ÇAĞINDA GÖRÜLEN KORKULAR

Cumartesi, 27 Ekim 2007

ÇOCUKLUK ÇAĞINDA GÖRÜLEN KORKULAR

Yazan: İbrahim Elibal

 Korku, canlı varlıkların; görünen ve görünmeyen tehlikeler karşısında gösterdikleri en doğal tepkidir. Aslında her korku, canlıyı uyaran ve kendini savunmasını sağlayan yararlı bir düzenektir. Canlı kaçarak, saklanarak kendini korumaya çalışır.
 Genellikle yeni olan ve bilinmeyen her şey ürküntü verir. Çocuğun güçsüzlüğü ve bilmediklerinin çokluğu düşünülürse, özellikle ilk yıllarda korkuların bolluğu anlaşılır. Çocuk çevresini tanıdıkça, beden gücü ve zihin yetenekleri geliştikçe korkularını bir  bir yener. Örneğin, bir bebek için, her şey korkutucudur. Gürültüler, alışamamış nesne, bir yabancı yüz.
 İki üç yaş çocukları yüksek seslerden, gök gürültüsünden vb. ürkerler. Üç dört yaşlarında bunlara, karanlık, dilenci, hırsız, polis ve öcü korkuları eklenir. Bu yaşlarda ana-babadan ayrı kalmak da tedirginliğe yol açar. Gerçekten çocuklar için düşünülebilecek en büyük korku ana-babadan ayrı kalma ortalıkta kalma korkusudur. Bu korku çocuğu sınırsız biçimde tedirgin eder, güvenini sarsar. Dört yaşında doruğa varan korkularda, yavaş yavaş azalma görülür. Korkular daha somutlaşır. Köpekten, düşüp yaralanmaktan vb. korkulur.
 Altı yaşında korkularda yeni bir artma gözlenir. Hayalet, cadı, hortlak korkusu alevlenir. Yangından ve hırsızdan korkarlar, filmlerin çok etkisinde kalırlar. Bu yaşlardan sonra, genellikle korkularda yatışma olur; ama eski korkuların arada bir arada bir depreşmesi, yada yenilerinin ortaya çıkması olağandır.
 Çocuklar, deneylerinin az, düşünme yeteneklerinin sınırlı olması nedeniyle, gördüklerini ve duyduklarını gerçekçi olarak değerlendiremezler. Benzeterek, gördüklerini çarpıtarak, abartarak korkulan sonuçlar çıkarırlar.
 Çocukluk çağının bu özellikleri göz önüne alınırsa, çocukları korkak yetişmenin çok kolay olduğu sonucu ortaya çıkar. Gerçekten ülkemizde, anne babalar, nineler dedeler, öğretmenler korkuyu bir disiplin aracı olarak bol bol kullanırlar. Bu yol büyüklere hem kolay gelir, hem de çocuğu hırpalamaya gerek bırakmayan sakıncasız bir yöntem sayılır. En kolay görünen çözümler her zaman en doğru olanlar değildir. Çocuk yaramazlık yaptıkça bekçi geliyor, iğneci geliyor vb. sözleriyle çocuğun içine iyice korku salınır. Özellikle doktorla korkutmak çok sık başvurulan bir yoldur. Ancak, çocuğu, doktora hastaneye götürmek gerektiğinde bu yöntemin yanlışlığı ortaya çıkar. Ancak, korkutarak sindirme okul çağında da bitmez. Seyrek de olsa kimi birinci sınıf öğretmenleri çocukları ilk günden korkutup sindirirlerse, daha iyi disiplin sağlayacaklarını sanırlar.
 Korkutma yönteminin hiç kullanılmadığı evlerde sıklıkla görülen bir başka durum da, aşırı kollayıcı ve koruyucu tutumdur. Bu tutumla yetişen çocuğa, ‘aman düşersin, çocuklara sokulma döverler, sen karşıya geçemezsin, dur ben geçireyim’ diyerek çevrenin tehlikelerle
dolu bir yer olduğu aşılanır. Çocuk adım atsa yanında birisi yardıma hazırdır. Özgürlüğü bu denli kısıtlanmış bir çocuk neyin tehlikeli neyin tehlikesiz olduğunu öğrenmeye olanak bulamaz. Her şeyden ürker, kendi gölgesinden korkar olur.
 İki üç yaş çocuklarının gerçekten korunmaya gereksinimleri vardır. Oyunlarının denetlenmesi, tehlikelere karşı gerekli önlemlerin alınması gereklidir. Çocuğun yaşı büyüdükçe denetimler azaltılır. Çocuğa yapılacak uyarılarda, soğuk kanlı ve gerçekçi olunmalı, tehlikeler abartılmamalıdır.
 Kimi zaman sık başvurulan bir yıldırma da tanrıyı yardıma çağırarak uygulanır. ‘sus, Allah Baba taş eder! Çarpılırsın! vb.’ bu yola çok başvurulursa çocuk kendini kötü görmekle kalmaz, tanrıya karşı korkuyla karışık bir öfke geliştirir.
 Çocuklarda görülen kimi korkularda bazen büyükler sorumlu tutulamaz. Çok çeşitli elde olmayan sebeplerle çocukta korkular başlayabilir. Bunlar çocuğun yaşantıları ile ilgili korkulardır. Kaza geçirmek, deprem, yangın sel vb. gibi doğal yıkımların etkisi erişkin yaşlara dek süren izler bırakır. Sık sık hastaneye yatan arka arkaya ameliyatlar geçiren çocuklarda da korkuların yer etmesi doğaldır. Kuşkusuz bu çeşit korkulardan dolayı büyükleri suçlayamayız. Ancak unutmamak gerekir ki, korkak yetiştirilmiş yada çok kollanmış çocukların bu durumlarda örselenmesi daha kolaydır ve izleri kolay silinmez. Ayrıca elde olmayan bu korkuların yenilmesi, çabuk atlatılması da büyüklerin uygun tutumuna bağlıdır.
      Ana babaları ve öğretmenleri çok şaşırtan bir korku türü de çocuğun okula gidişi ile ilgilidir. Okula yeni başlayan yada o güne kadar okulunu seven ve derslerinde başarılı olan çocukta isteksizlik baş gösterir. Okula gideceği zaman karın ve baş ağrılarından yakınmaya başlar. Okula gitmeyince yakınmalar kısa sürede geçer. Okul korkusunu ortaya çıkaran nedenler şaşılacak ölçüde benzerlik gösterirler. Bunlardan biri anne ve çocuğu ortak yaşam ölçüsüne varan sıkı ilişkileridir. İkincisi de bu ilişkiyi sarsan hastalık, ayrılık gibi durumlardır. Başka bir deyimle anneyi yitirme korkusuna yol açan nedenlerdir.
      Okul korkusu çoğunlukla ilk okul çağında, daha seyrek olarak da orta okul ve lise çağında ortaya çıkar. Genellikle orta okul ve lise yıllarında görülen okul korkusu daha ağır ruhsal sorunların göstergesidir.
      Yaşına göre çok korkak yada korkuları çok süren çocuklarda, şunlara dikkat edilmelidir.
* Çocuğun korkuları karşısında sert tepkilerden kaçının. ‘erkek çocuk korkar mı?’ ‘koskoca çocuk olacaksın’, gibi sözler korkuyu azaltmaz.
* Korkularından dolayı çocuğu ayıplamak ve utandırmaktan kaçının, korkularıyla alay etmeyin; korkunun üstüne gitmeyin.
* Korkunun nedenlerini araştırın, bulunduğu ortamda korkutucu tutum olup, olmadığına bakın.
* Çocuk arkadaştan ve oyundan yoksunsa bunlara olanak yaratın.
* Aşırı kollayıcı tutumları gevşetin. Kendi işini kendisinin görmesini sağlayın.
* Çocuğa süre tanıyın. ‘Çivi çiviyi söker’ yöntemini kullanarak, korkuları bastırmaya, bir korkuyu başka bir korkuyla yenmeye çalışmayın. Örneğin: sudan, denizden korkan bir çocuğu, bağırta çağırta suya sokmak korkuyu pekiştirir. Bunun yerine, çocuğu su kıyısında oynamaya bırakın.
      Okul korkusu ile karşılaşanların göz önünde tutacakları noktaları da kısaca şöyle sıralayabiliriz.
* Her şeyden önce çocuğun okuldan uzak kalmamasına önem verilmelidir. Evde kalış uzadıkça okula dönüş o ölçüde güçleşir.
* ‘Yatışsın, dinlensin, aman üstüne varmayalım’ diye çocuğu evde tutmak bunalımını azaltmaz artırır. Anne ve baba çocuğa soğuk kanlı bir tutumla yaklaşmalıdır. Korkutma ve dayaklar geri teper.
* Anne ve babadan hangisi daha kararlı ve tutarlı davranabiliyorsa çocuğu okula o götürmelidir. Çoğunlukla sıkı ilişki nedeniyle anne bu görevi kolay başaramaz.
* Öğretmene durum anlatılmalı ve işbirliği sağlanmalıdır.
* Çocuk tedirgin ve korku içinde olsa da okuldan uzak kalmamalıdır. Sınıfa girmek istemese bile okuldan ayrılmamalıdır. Çocuğun sıkıntıları ilk günler artar gibi olursa da sonra yatışır.
* Çocuğa, ‘Bir şeyin yok senin, naz yapıyorsun’ gibi sözleri söylemekten kaçınmalıdır. Okul başarısının şimdilik önemli olmadığı, anlatılmalı sıkıntıları anlayışla karşılanmalı, ama okula gitmeme konusunda ödün verilmemelidir.